Türk jeopolitiği ve Türkiye Yüzyılı çerçevesinde yükseköğretime genel bakış

Rektörümüz Prof. Dr. Harun Çiftçi, Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı (TÜRKAV) Çankırı İl Başkanlığı’nca düzenlenen “Salı Sohbetleri”ne katılarak, “Türk jeopolitiği ve Türkiye Yüzyılı çerçevesinde yükseköğretime genel bakış” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasına, üniversitemiz hakkında kısa bir bilgilendirme yaparak başlayan Rektör Çiftçi, öğrenci sayımızın 20 binlere yaklaştığını, yeni bölüm ve programlar için de YÖK nezdinde başvuru yaptıklarını ifade etti. Üniversitemizi daha iyi bir noktaya getirmek için gece-gündüz çalıştıklarını da vurgulayan Rektör Çiftçi, “Zamanı iyi değerlendirmek lazım, bu görevler sadece devletin makamlarını temsil etme görevi değil, aynı zamanda hizmet etme görevidir. Bu nedenle yaptığımız her işin resmi olarak bir sorumluluğu var. Bunun yanında bir de manevi olarak da vebali var. Bu sebeple gece gündüz demeden tüm ekibimizle çalışıyoruz. Küçük bütçeli olmayan en az 400-500 milyonluk devam eden inşaatlarımız var… Bunlar içerisinde 2026 yılında bitmesi planlanan 17 bin 500 metrekarelik Mühendislik Fakültesi binamızın inşaatı devam etmektedir. Ayrıca, Sağlık Bilimleri Kampüsümüz ve bunun yanında modern mimariyle yapılacak bir kültür merkezimiz var. Bir de Selçuklu mimarisiyle yapacağımız sağlık bilimleri akademik binası var. Bunu yaptığımız takdirde gerçekten özellikle sağlık ve kültürel faaliyetler alanında üniversitemizin çok ciddi bir potansiyeli olacak. Ek olarak Hukuk Fakültesi binamız vardı, onu da bitirdik. Önümüzdeki günlerde öğrencilerimiz orada derse girecek” dedi.

“5 YIL SONRA TEKNOKENTİMİZDE YER KALMAYACAK”

Üniversitelerin universal kuruluşlar olduğunun altını çizen Rektör Çiftçi, “Bütün dünyaya açık olan bir üniversiteyiz. O yüzden bölgecilik yapmıyoruz. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, hatta sınırlarımız dışında bize katkı sağlayacak hocalarımız varsa onlara kapımızı da gönlümüzü de açıyoruz. Çankırı apayrı bir şehir. Yani bunun derinlerine baktığınızda, tarihi bir potansiyeli ve kültürel bir potansiyeli var. Fakat her şeyden önemlisi, Anadolu irfanının ve Anadolu mayasının yoğrulduğu bir yer. Ta Hoca Ahmet Yesevi’nin Alperenlerinin buraya gelip de buranın Türkleşmesi, İslamlaşması için çaba sarf ettiği, halan daha o ocakların, o dergâhların tüttüğü ve onların manevi kazanımlarından istifade edilen bir yer. Bunların yanında, Çankırı özellikle organize sanayi bölgeleri bakımından da teşvik alan bir bölgedir. Firma yatırım yapıyor ihtiyacı olan nitelikli işgücünü de üniversitemiz mezunları sağlayacak. Diğer taraflardan da mümkün olduğu kadar donanımlı insanları getirmek lazım. O yüzden böyle bir ekosistem oluşturmak gerekiyor. Mesela Teknokentimiz var. Biz firmaları geziyoruz diyoruz ki: Bakın gelip teknokentte şube açarsanız işte gelir vergisinden şu kadar muafsınız. Şu kadar SGK desteğiniz ve ihracat konusunda şu avantajlarınız mevcut. Bunları tüm ayrıntılarıyla anlatıyoruz. 5 yıl sonra göreceksiniz ki teknokentimizde yer kalmayacak. Büyük şirketler buraya yatırım yapacak. Çünkü büyük şehirler olan Ankara, İstanbul gün geçtikçe dolmakta ve yakın yerlere her konuda yatırım gelecek. O yüzden Çankırı’nın cazibesinin artması lazım. Ve her gördüğüm yerde şunu söylüyorum: Çankırı bütün kurumlarıyla birlikte büyümeli! Kurumlar büyüyecek, nüfus artacak, üniversitesi büyüyecek, yatırımlar artacak, sosyal donatı alanları olacak, barınma sorunu çözülecek, turizm potansiyeli artacak. Dolayısıyla böyle topyekûn bir büyüme örneği göstermek zorundayız. Ve bakıldığında son nüfus sayımına göre ilk defa Çankırı artıya geçti. Bu neden kaynaklanıyor? Demek ki yavaş yavaş insanlar Çankırı’yı tercih ediyor. O zaman bu trendi sürdürmemiz lazım! Potansiyelimizi en iyi şekilde değerlendirmemiz lazım! El birliği ile çalışmamız lazım!” diye konuştu.

“AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİMİZ FAALİYETE GEÇTİ, AHİLİK VE YARENLİK DERSİMİZ MÜFREDATA EKLENDİ”

Yarenlik kültürünü öğrencilerimize aktarmak amacıyla “Ahilik ve Yarenlik” adlı seçmeli dersini ve ders kitabını müfredata eklediklerini, hatta ders kitabının bir bölümünü de kendisinin yazdığını ifade eden Rektör Çiftçi, Diş Hekimliği Fakültesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezini de Ortak Dersliklerin mimarisini bozmadan yeniden inşa ettiklerini sözlerine ekledi. Rektör Çiftçi daha sonra şöyle konuştu: “Kendi imkanlarımızla yaptığımız Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz için SGK ile anlaşmamızı yaptık, kamu kurumlarına Valilik vasıtasıyla yazı gönderdik. Artık üniversitemizde ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedaviler yapılıyor. Nüfus cüzdanınızla geleceksiniz, kaydınızı yaptıracaksınız, ilk olarak ön muayene yapılacak, daha sonra da diş tedavinizi yaptıracaksınız. Şu anda Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz en fazla sevkin olduğu yerdir. Aynı anda 20 hastaya bakabilecek alt yapımız var. Hem mesleki uygulama yapılıyor hem de halkımızın tedavisi için çaba sarf ediyorlar. Bunun için görüntüleme sistemi için Tomografimiz cihazımızı aldık. Şu an tomografi cihazımız da merkezimizde hizmet vermektedir. Artık görüntüleme için Kırıkkale’ye, Ankara’ya hasta göndermiyoruz. Artık hastalarımıza kendi üniversitemizde bakıyoruz. Bu değişim ve gelişim Çankırı’mız ve Çankırılı halkımız için üniversitemizin katkıları arasındadır. Dolayısıyla bazı şeyler için zamana ihtiyacımız var. Üniversitemiz genç bir üniversite. Bakıyoruz dünyada dereceye giren üniversiteler 50-100 yıllık üniversiteler. Ama tüm bunlara rağmen biz yine de büyük başarılara imza atmaya devam ediyoruz. Geçenlerde, dünyanın en iyi 3 bin üniversitesi belirlendi. Bu üç bin üniversite içerisine Türkiye’den sadece 62 üniversite girdi. Ve bunlardan biri de Çankırı Karatekin Üniversitesi oldu. Zamanla daha iyi noktalara geleceğimize inanıyorum. Yine Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma konusu da bizim için önemli ve büyük bir adım oldu. Üniversitemiz artık Tuz alanında ihtisaslaşıyor. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada bir ilk olarak anılıyor. Bu konuda da hocalarımızla birlikte çalışmalarımız devam ediyor. Çankırı’mızı ve Üniversitemizi daha iyi bir seviyeye taşımak için sürekli çalışıyoruz.”

“TÜRKİYE YÜZYILI, BÜTÜN DÜNYAYI ETKİSİ ALTINA ALACAK BİR ANLAYIŞI VURGULAMAKTADIR”

Konuşmasının devamında Türk Dünyası ve Türkiye Yüzyılı üzerine değerlendirmelerde bulunan Rektör Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye Yüzyılı bir haykırıştır aslında. Bütün dünyayı etkisi altına alacak bir anlayışı vurgulamaktadır. Gerçekten de bu söylem büyük bir karşılık bulmaktadır. Dünyayı gezdiğiniz zaman da bunun emarelerini görüyorsunuz. Türkiye denilince insanlar apayrı bir gözle bakıyorlar. Türk Dünyası, bir ülkü olarak Türklerin tarih sahnesine çıkışı kadar eski bir hedef olmakla birlikte kurumsallaşması için atılan adımların 1990’ların ardından ivmelendiği görülmektedir. Nitekim, Soğuk Savaş dönemi içerisinde dünya siyaseti iki kutuplu bir yapı zemininde şekillenmiş, ülkeler arasındaki ilişki ve iletişim blok politikalarından azade olamamıştır. Bu bağlamda 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) çözülmesi, uluslararası sistem içerisine dönüşüm ve geçiş sürecinin yaşanmasına neden olmuştur. İşte bu dönüşüm içerisinde tekrardan küllerinden doğan bir Zümrüd-ü Anka Kuşu gibi Türk Dünyası ülküsü her atılan adımla daha da güçlenmiş, Türk devletlerinin temelinde gerçekleşmeye her geçen gün daha da yaklaşılan bir hedef haline gelmiştir. Bugün uluslararası bir örgüt hüviyetine kavuşmuş olan ve Türk Dünyası’nı gelecek vizyonunun teminatı olan Türk Devletleri Teşkilatı, 1990’lardan günümüze emek emek atılan adımların, ortaya koyulan fedakarlıkların ve Türk Dünyası’na olan inancın gerçekliğe tezahürüdür. Bugün Türk Dünyası birden fazla devleti ve bölgeyi içerisine alan, rahmetlik Hasan Celal Güzel’in de dediği üzere 300 milyonluk bir nüfusu ve geniş bir coğrafyayı işaret etmektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti, Kazakistan Cumhuriyeti, Kırgızistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Türkmenistan Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu tanımlama içerisinde bağımsız devletleri oluştururken; Kırım’dan Doğu Türkistan’a, Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nden Başkurdistan’a, Yakutistan (Saha) Özerk Cumhuriyetinden Moldova’da bulunan Gagavuz Özerk Cumhuriyetine kadar dünya genelinde birçok özerk cumhuriyetler altında Türk nüfusu bulunmaktadır. Bununla birlikte bağımsız ve özerk cumhuriyetler dışında da farklı ülkelerin sınırları içerisinde yaşayan Türk topluluklarına bakıldığında; Ortadoğu’da İran, Irak, Suriye; Balkanlarda Kosova, Karadağ ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Türk nüfusu bulunmaktadır.”

“DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK”

“Türk dünyası, tarihsel süreç içerisinde Orta Asya`nın geniş bozkırlarından, Batı`da Balkanlara, Güney`de Arap Yarımadası`na kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkili olmuştur. Bu etkileşim, dil, kültür, sanat, din ve siyaset gibi birçok alanda derin izler bırakmıştır. Ancak, bu tarihsel süreçte oluşan ortak mirasın günümüzdeki potansiyeli henüz tam anlamıyla değerlendirilebilmiş değildir. Cumhuriyetimizin 100. Yılını idrak ettiğimiz bugünlerde, gelecek yüzyıl içerisinde Türk Dünyası bütünleşmesinin neferi olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti daha fazla sorumluluk ve görev düştüğü aşikardır.

Ünlü Türk düşünürü İsmail Gaspıralı’nın Türk Dünyasına dair düşüncelerinin gerçeğe dönüşmesinde belki de tarihteki en önemli adımlardan biri olarak sayılabilecek Türk Devletleri Teşkilatı, öz olarak 2009 yılında kurulan ve Türk Konseyi olarak isimlendirilen Türk Dili Konuşan Ülkeler İş birliği Konseyi’nden filizlenmiştir. Gaspıralı’nın “Dilde, işte, fikirde birlik” söyleminin tezahürü olarak Türk Konseyi/Keneşi, kuruluşundan günümüze önemli çalışmalara imza atmış, Türk Dünyası’nın kurumsallaşmasında önemli mihenk taşlarından birisi olmuştur. Zira Konsey ve Konsey çatısı altında faaliyet gösteren diğer kuruluşlar, Türk Dünyasının ortak kültür, tarih ve dil temelinde inşa edilmiş, bu çerçevede çalışmalar ortaya koymuşlardır. Bu cihetle Konsey’in Türk Devletleri Teşkilatı’na dönüşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde atılan adımlar büyük önem arzetmiş, Türkiye’nin Türk Dünyasının bütünleşmesindeki önemli rolü bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Zira Türk Devletleri Teşkilatı ile Türk Dünyası adına kurumsallaşmanın Türk Dünyasının ortak değerleri üzerine inşası için önemli bir zemin hazırlamıştır.

Türk dünyası’nın mevcut durumuna bakıldığında, küresel arenada bilim, sanat, ekonomi ve siyaset gibi birçok alanda etkili bir şekilde yer almaktadır. Ancak bu etkinliğin daha koordineli ve bütünleşik bir şekilde gerçekleşmesi için Türk ülkeleri arasında daha fazla iş birliği ve entegrasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle dilbilim, edebiyat, arkeoloji ve antropoloji gibi disiplinlerde yapılan araştırmaların bir araya getirilmesi, Türk dünyasının ortak mirasının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

Geleceğe yönelik olarak, Türk dünyasının ortak değerlerini, tarihini ve kültürünü genç nesillere aktarma sorumluluğumuz bulunmaktadır. Bu hem tarihsel mirasın korunması hem de geleceğe yönelik stratejik planlamaların yapılması açısından kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca, Türk ülkeleri arasında ekonomik, kültürel ve siyasi iş birliğini teşvik eden projelerin hayata geçirilmesi, bu potansiyelin tam anlamıyla kullanılmasını sağlayacaktır. Bilimsel araştırmaların, projelerin ve politikaların bu yönde şekillendirilmesi, Türk dünyasının küresel arenada daha etkili bir aktör haline gelmesine katkıda bulunacaktır.

Türk devletleri, paylaştıkları zengin kültürel ve tarihi mirasa sahip olmanın farkındadır ve bu mirası daha etkili bir şekilde kullanmanın yollarını aramaktadır. Bu miras, turizm potansiyelini artırabilir ve ortak festivaller, sergiler ve etkinliklerle dünya genelindeki ilgiyi çekebilirler. Bu sayede, bu devletler turizm endüstrisini canlandırarak ekonomik kalkınmaya katkı sağlayabilirler.

Ekonomik iş birliği, Türk devletleri arasında daha güçlü ekonomik bağlar oluşturmanın önemli bir yolu olarak öne çıkmaktadır. Bu iş birliği, ticaret hacminin artırılmasına ve yatırımların teşvik edilmesine olanak tanır, bu da ekonomik büyümeyi hızlandırabilir.

Bazı Türk devletleri, enerji kaynakları açısından zengin bölgelere sahiptir. Bu kaynakların etkili bir şekilde değerlendirilmesi ve diğer Türk devletleriyle paylaşılması, enerji bağımlılığını azaltabilir ve enerji sektöründe iş birliği sayesinde daha sürdürülebilir bir geleceğe adım atılabilir.”

“İŞ BİRLİĞİ, TÜRK DÜNYASININ POTANSİYELİNİ DAHA İYİ BİR ŞEKİLDE KULLANMALARINA YARDIMCI OLACAKTIR”

“Eğitimde ve bilimde iş birliği, Türk Üniversiteler Birliği (TÜRKÜNİB) gibi programlar Türk devletlerinin bilimsel araştırmaları desteklemesi ve öğrenci değişim programlarını teşvik etmesi için önemli bir araçtır. Bu, bilgi ve öğrenmenin yaygınlaşmasına katkı sağlayacağı gibi böylece bilim ve eğitim alanındaki potansiyel daha iyi bir şekilde kullanılacaktır.

Elbette bu birliktelik nihai olarak Türk Dünyası’nda siyasi iş birliğini de doğuracak ve bu sayede Türk devletlerinin ortak tarih ve kültürel değerlere dayalı birlikte hareket etmelerini sağlanarak uluslararası arenada daha etkili bir ses oluşturulmasına yardımcı olacaktır.

Türk devletleri arasındaki bu farklı alanlardaki iş birliği, Türk dünyasının potansiyelini daha iyi bir şekilde kullanmalarına ve gelecekte daha güçlü bir birlik oluşturmalarına yardımcı olacaktır. Bu iş birliği sayesinde Türk devletleri, kültürel miraslarını korurken ekonomik kalkınmayı hızlandıracak, enerji kaynaklarını daha sürdürülebilir bir şekilde yönetecek, bilim ve eğitim alanında daha fazla başarı elde edecek ve bölgesel güvenliği artırabileceklerdir.

Sonuç olarak, Türk dünyasının ortak mirası, sadece tarihsel bir arka plan değil, aynı zamanda geleceğe yönelik büyük bir potansiyeldir. Bu potansiyelin tam olarak farkında olarak, bilimsel çalışmalarımızı bu yönde şekillendirmeli ve bu alandaki iş birliğini artırmalıyız.”

Yayınlanma Tarihi: 23 Şubat 2024 Cuma
Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2024 Cuma